sıkıştım kaldım sanki kendi göğüs kafesimin içinde, önüm yok, ardım yok. sitemden ve dehşetten ibaret bir kabuğum, içim yok. kelimeler söyleniyor, şarkılar mırıldanılıyor, duygusu yok. günler geçiyor, karanlığa kavuşuluyor ama hayat yok.
biraz daha cesur olabilseydim, biraz daha güçlü, azıcık daha dirayetli olabilseydim ne seni kırardım ne kendimi öldürürdüm. olan bu çünkü. kırdım seni, paramparça ettim. yirmi yedi senedir biriktirdiğim bütün cam kırıklarını ellerimi kese kese, kalbimi deşe deşe çıkardım içimden, bir odaya döşedim. yerlere, duvarlara, köşelere. telefonun öbür ucunda, uykunun kucağından aldım seni de o odaya kapattım. ne olduğunu bile anlamadın. kan vardı sadece ve kesiklerin sızısı.
gök gürlüyor, yağmurun sesini duyuyorum. hıdrellez. gül ağaçlarının dibine dilekler gömülüyor, tutarsa ne ala. beni de gömseler ya bir söğüdün dibine. dünyaya karışsam gitsem. bilmesem artık, bilmesem, ne olur bilmesem. bildiklerim de çürüyüp gitse benimle. bilmek duvarlarım oldu çünkü, bilmek istemiyorum. unutmak istiyorum sadece. unutsam ya ben? nolur bana bunu yapma dediğimi unutup sana yaptığım gibi unutsam bildiğim her şeyi. bildiklerimin hatırası bile çıksa aklımdan, bunu biliyordum ben sahiden bile diyemesem. toprak olsam, yağmura karışsam aksam gitsem. duymasam, duygulanmasam. olmasam artık, ne olur? bir gün bir kız çocuğu gelse, annesinin saçlarını hep kestiği yerden iki avcuna aldığı söğüdün dallarını saç yapsa kendine. bu kadar olsam işte. kış gelince yaprak döksem, yaz gelince yeşillensem, böyle böyle bir gün gelip "apartman dikecekler buraya" diye kesseler, geberip gitsem ne olur? ne çıkar ki? yokum zaten, bir kabuğum sadece. rüzgar esince çınlıyorum, bazı zaman oluyor doluyorum ama kabuğum. serin bir yaz akşamı bir ateş yakılsa, içine de beni atsalar, çıtırtıların arasında yansam gitsem, ne olur? kül olsam, dağılsam, bir kabuk vardı dahi denemese. yok olsam dünya üzerinden, adım bile bilinmese. herkes unutsa beni. nolur, unutun beni.
-
ahşap ev. merdivenlerin başında duruyorum, bir yanı duvara yaslı, diğer yanında ahşap korkuluklardan merdivenin başında. yirmi basamak. ben karanlıktayım ama basamaklar yukarı doğru yükseldikçe bir ışık geliyor, merdivenin çıktığı kapıyı görüyorum. adım atıyorum, 20, 19,18, 17. kapı kapalı, baklava dilimi şeklinde bir penceresi var, küçük. 16,15,14,13. ışığa geldim, güneşin ışığı, değdiği gibi kollarımın, gövdemin ısındığını hissediyorum, hare hare geliyor, öyle seviyorum ki güneşin çatlaklardan böyle sızışını. 12,11,10, 9. basamaklar kaygan, ya suratım üzerine düşersem, burnumu kırarsam, hayır daha kötüsü, ya dişlerimi kırarsam, yok yok, sağlam basmalıyım. 8, 7, 6, 5, 4. geldim işte, pencerenin ötesini göremiyorum ama geldim. kapının üstünde bir yazı, "ben" 3, 2, 1, 0. elim kapının kolunda, iyice yaklaşıyorum pencereye. bir sahil, deniz, dağlar, çamlık, falezler, lilalı pembeli o gökyüzü. geldim evet. kapıyı açıp giriyorum.
falezlerde biten bir kumsal. sağımda dalgalı deniz, solumda uzunlu kısalı çam ağaçlarıyla bir orman. önümde kumsalda dans eden, çıplak ayaklarıyla kumları savurup taklalar atan bir kadın var. vücudu dinç, eti dolgun - hayat etinden fışkırmak istiyormuşçasına. uzun, güneşten ve deniz tuzundan açılmış saçları darmadağınık. sıcacık bir rüzgar. taşlarla çevrelenmiş bir ateş. kahkahası o kadar şen ki, hiç korku duymamış sanki. teni, güneşi çekmiş içerisine. kolları ağaç dalları gibi kendinden emin bir şekilde rüzgara sarılıyor. şalvarının yırtmaçlarından görünen bacakları bütün dünyayı yürümüş gibi. bir midye gibi kapanıyor, ay çiçeği gibi açılıyor. kendi etrafında dönüyor, sağ ayağı denizde, sol eli çamlara uzanıyor.
bana dönüyor sonra. bana bakıyor. bana bakıyorum. şefkatle yumuşuyor neşeli yüzü. ona doğru yürüyorum; yağlı saçlarımla, yılgın kamburumla, bıkkın adımlarımla. karmakarışığım, aklım zehirle dolu, kalbim üzünçle.
uzanıp ellerimi tutuyorum, diz çöküyoruz kumun üstünde. diyecek hiçbir şeyim yok. biliyor o, ben biliyorum. leylak gibi kokuyor, utanıyorum, çünkü ben endişe kokuyorum. ellerimle yüzümü avuçluyor, alnımı alnıma yaslıyor.
alınlarımız değdiği anda aklımın içinde duyuyorum sesini. çok canın acıyor biliyorum, ah canımınçi, çok özür dilerim. çok acıyor, biliyorum. hıçkırarak ağlamaya başlıyorum. öne arkaya beraber sallanıyoruz alınlarımız ayrılmadan, ellerim yüzümde. ah küçüğüm, biliyorum diyor aklımda sesim. bir elim saçlarımın arasında, diğer elim yanağımda, gözlerim ağlamaktan kör, yüzümde binlerce bıçağın acısıyla. hıçkırıklarımın yankısını duyuyorum, dizlerime batan kumları hissediyorum, mahvoluyorum böyle olduğum için. kalbim durmak istiyor. geçecek diyen sesimi duyuyorum aklımda, içinin kaynadığını biliyorum ama geçecek. bak geçti, buradayım, diyor benim sesimle. gözlerini aç ve bana bak. gözlerimi açıyorum ve kendime bakıyorum. soldan bölünmüş saçlarıma, sıcacık gövdeme, şefkatle bana bakan gözlerime bakıyorum. olacak olan bu, dediğimi duyuyorum, sadece sadece biraz daha ... biraz daha ne diye düşünüyorum, sabır mı, çaba mı, zaman mı? olduğunda bileceksin diyorum. ellerime bakıyorum sonra, tenim güneşten bronzlaşmış, altımdaki kirli eşofmanın yerine yırtmaçlı bir şalvar. önüme düşen saçlarım güneşten ve denizin tuzundan açılmış. sırtımı doğrultuyorum dizlerimin üstünde dururken, göğsüm bütün dünyaya yer varmışçasına geniş. denizin sesini duyuyorum, önümde uzanan çam ağaçlarının kokusu burnumda, başımı pespembe göğe kaldırıyorum. ellerimi kuma daldırıyorum, avuçladığım kumlar akıp gidiyor iki yanımda. sahilde tek başımayım. ayağa kalkıyorum ve denize doğru yürüyorum, kollarımı açıyorum, esen rüzgarı hissedebilmek için. bir leylak kokusu geliyor burnuma, ayaklarım suyun içinde. suyu ve kumu savurup dans etmeye başlıyorum ateşin etrafında. falezleri görüyorum, ne olağanüstü, ne kararlı olduklarını düşünüyorum. çocukluğumdan beri boynumu kırarsam diye korktuğum o parendeyi atıyorum. ateşin yanında dizlerimin üstüne iniyorum sonra. ayaklarımı denize uzatıyorum, dirseklerimin üzerinden gözlerim önce gökyüzünü sonra çamları görecek şekilde başımı geri yaslıyorum. çok seviyorum burada olmayı, bütün yapıp etmelerin, bilmelerin unutmaların, üzünçlerin sevinçlerin "bu kadar işte" olduğunu düşünüyorum. kahkaha atıyorum kendi kendime, doğrulup sıcak omzuma yaslıyorum sağ yanağımı, gözlerimi kapatıp dinliyorum sadece. bir anda arkamdan koşarak insanlar geçiyor, sahilin biraz ilerisinde voleybol oynamaya başlıyorlar. diğer tarafta, eskiden kapının olduğu yerde iki kişi frizbi atıyor birbirine, biri tutamadıkça gülüşüyorlar. elimde bir şeftali, ısırıyorum ve bütün suyu dudaklarımda. neşeyle geliyorum senin ve arkadaşlarımın yanına ve oyuna katılıyorum.
-
bunun için yaşıyorum. bugün de ölmüyorsam, sırf bunun için ölmüyorum.