Kargoyu almak için çıktım evden. Benim eşşek sıpası apartman kapısının önünde, miyav da miyav. Seveyim dedim, alnını okşadım. Pati atacak oldu, elimi hemen çektim. Şimdi alerji kaşınmasıyla uğraşamam gerçekten. Belki de alerjim yoktur ya da sadece Luna'ya vardır, ya da Luna'yla aynı bakterileri taşıyanlara ama ben her kedi sevdiğimde "kaşınacağım şimdi" diye düşündüğümden kaşınmaya başlıyorumdur... Beyin ne sikik şey.
Bakkala giden yolu yürürken kalbim büyüdü. Yeşilli, turunculu, sarılı yapraklar. Güneş gözlerimde açtı sanki, yanaklarımda kanımı hissedebilir oldum. Ayrancı esnafı canlı bugün. İkinci elci ablayla terzi abla çıkmışlar dükkanın önüne, kahvelerini içip sohbet ediyorlar. Dönünce uğrasam mı? İki sohbet etsem. Pazar gününden beri kuryeler hariç kimseyle konuşmadım. Yok yok, kargonun o saatte geleceği tutar. Hem nasıl konuşacağım? Merhaba ben geldim, size perdemi tamir ettirmiştim. Sizden de iki etek almıştım. Hatırladınız mı? Böyle oturduğunuzu görünce gelmek istedim, konuşmadım da kaç gündür kimseyle.(saçma bir gülüşme) Arkadaşım mı? Var tabi ama tanıyorlar ya beni, ben de onları tanıyorum. O yüzden bazı şeyleri konuşurken.. Nasıl desem? Çok bir şeyler. BLÖÖEAAHHHH böyle. Kusuyorlar yani. Anladık, enflasyon aldı yürüdü, adliyede muamele rezalet, erkek milleti desen bok gibi, iş arkadaşları bir değişik, işini düzgün yapan insanlar bir bu masada oturuyor, moraller zaten bozuk. E arkadaşlarım ama bir yandan da, anlatma mı diyeceğim? Demiyorum. Hep başka bir şey de yapalım buluştuğumuzda ki anlattıkları şeylere dikkatim takılmasın diye çabalıyorum. Ay şunu yaparken, ay burayı görürken yoksa eve gelince ... OF YANİ. Dışarı çıkmış olmak yetmiyor gibi bir de içim sıkılıyor. "Kolay gelsin, benim bir kargo vardı abi. Büyük bir kargo olması lazım, blender var içinde. Hah, evet o gibi. Evvet buymuş. Ha şifre mi, doksan... Yetmiş altı... Yetmiş beş. Tamam mı abi, var mı başka bir şey? Bir de şey soracaktım, çeçilin var mı abi? Yok mu? Neyse o zaman, haydi hayırlı işler, yarınki kargoda görüşürüz ahahahah." Hayır, derdim hep güzel şeyler konuşalım değil tabi ki. Ama ne bileyim, öylece oturup sıkıntılanıyoruz sadece. Derdimizin üstüne büyüteçler, ne büyüteci be, yetmez, aa! HUBBLE TELESKOBU GETİRİN. E ne yani, konuşmakla rahatlamıyor bile insan. Derdine deva arayan çok az. Çünkü devalanırsa kim olur sonra mazallah! O derdin dertlisi olmayı öyle bir özümsemiş ki, o dertle vedalaşmaya hazır değil. Bense devaya takıntılı hale geldim, iki senelik terapistimi boşadım istediğim verimi alamıyorum gibisinden. Her şeyi en baştan anlatıyorum, sen düşün. Öyle olunca ... Dert konuşmak değil de, dertli olmakta istikrarlı olan sanırım asabımı bozuyor benim. Ya da dert konuşmanın çok yoğun bir sürekliliğe dönüşmesi? Hiç mi konuşacak başka bir şeyimiz yok? Kaç hayatın var bacım silkelen zaten gelmişiz 27 yaşına diye yükselecek oluyorum. Dertlen, tamam ama çözmek için bir eylem planın olsun, sonra gel de ki yapamıyorum şu an bunu şöyle şöyle sıkıştım ama haydi bakalım. Ama bana ne yani derdini çözmüş çözmemiş, toplantı gündemi gibi liste mi tutuşturacağım milletin eline? Hem ben de bir zamanlar öyleydim, kus allah kus. Sabah ondan akşam ona, cerrah mesaisi gibi beyin mıncıkla. Belki bu yüzden de... Eylemsiz kaldığım bütün o zaman için kendimi suçlayıp insanlara yansıtıyorum bunu. Korkuyorum da bir yandan. Çok kırılganım çünkü. Her an dinginliğimden olabilirim gibi, o yüzden bana iyi gelsin diye ... Bak hata burada ama işte, bana iyi gelsin diye insanlarla görüşülmez. Sosyalleşmek için görüşülür, o arada senin normaline iyi gelen de bir şey olursa ne ala. Çıkamadın kızım şu kafadan hala, iyi gelsinmiş. Aynen, yirmi yedi senenin saçmalıklarından arkadaşlarınla kakulede yaptığın sohbetle iyileşece-
"Aa, miyav miyav ne miyav manyak seni? Benim pencere gülü sana gelmiş abi." Çeçil yok, kaşar alır rendelerim. Sekiz dilimli mi? Aynı ürünü ne yapıp farklı farklı satacaklarını şaşırdılar ha iyice. " Ne kadar abi? Temassız olacak. Ha pardon, doğru, sizin yoktu. Akşam geliyorum diğer abi duruyor, sabah siz duruyorsunuz sanırım, ortak mı? E iyi bari, size de rahatlık, çok iyi. Tamam, değil mi? Fişi atabilirsiniz, kolay gelsin. Miyav miyav ne diyorsun kızım sen? Camın önünde maman, geliyorsun bakıyorsun gidiyorsun, kankilerin yiyor ha. Efendim? Var mı ki bakkalda yaş mama? Ee? Ha ille dükkandaki kaba dökülecek yaş maması hanımefendinin, bak sen! İran şahının kedisiydi herhalde önceki hayatında ahahah. Evet işte, geliyor mutfak camında miyavlıyor, içim yandı, kuru mama aldım koydum camın önüne, yemedi bile. Neyse, öğrendiğim iyi oldu hahah. İyi günler."
Apartman kapısını açtım, daireye yürüdüm. Bak ya, boşuna manyak demiyordum ama, nasıl kurmuş tezgahı. Kendi istediğini yiyecek, kendi istediği yerde yiyecek. Neyse ben de diğerlerini beslerim, alerji hapını alır arada da seve- Bir dakika, elim neden kaşınmadı benim?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder