16 Kasım 2022 Çarşamba

"i wanna live, not just survive"

Kendimize iyi gelen, iyi gelecek şeyi yapmak neden bu kadar zor? Son zamanlarda sıklıkla bunu düşünüyorum. Meditasyon yaptığımda nasıl düşüncelerimle biraz olsun daha barışta olduğumu biliyorum. Ama neden üçüncü günden itibaren savsaklamaya başlıyorum? Güneşe çıkmayı, bir parkta oturmayı, öylece müzik dinleyip yürümeyi nasıl sevdiğimi biliyorum. Ama neden bütün işlerimi bir an evvel bitirip eve de en kısa yoldan gitmekte ısrarcıyım? Cevabı bende yok bu arada, internetten baksak mutlaka buluruz. Alışkanlıkları kırıp yeni alışkanlık edinmenin zorluğundan tut, kendini sabote etmeye kadar vardır karşılığı. Ama zaten "niçin, niçin, niçin? kuyuya düşen çocuk niçin ölmesin?" 

Ne zaman bu kadar yoğunlaştı, bilemiyorum. Geri dönüp bakınca ağustos ayını çok az hatırlıyorum zaten. Ne yaptım, nereye gittim, ne yedim, aklımda birkaç halden başka hiçbir şey yok. Ama eylül ve ekim ayları, bardağı taşıran son damlalar oldu. Hep bir tetiktelik. Hem hayata hem kendime karşı. Hayata karşı çünkü anksiyete. Kendime karşı çünkü depresyona beş kala. Eylülde elbette bazen biraz olsun uçsuz bucaksız suyun içinde, gözlerimde dağlar, omuzlarımda tuz... Burnumda çam kokusu, İpeklerin mutfağında medine nanesi. Bilboyla aynı balkonda geceyi gündüz etmesi. İnsanlarımla özleşmekler, kavuşmaklar, kahkahalar. A.'nın bana "evdeyim işte" dedirten kokusu. Oynamaklar, neşeler, dinginlikler. Ama dönmekler sonra. Sadece eve değil, aklıma da. Ardı arkası kesilmeyen yeme atakları, ardından gelen suçluluk-kendinden iğrenme-ağlama nöbetleri. Mide ağrıları, bağırsak sorunları, her seferinde köşeye sıkıştığım rüyalar. Biliyorum, çok yol kat ettim. Biliyorum, iyileşmek hep yükselen istikrarlı bir grafik değil. Ama düşüş bu kadar mı sert, yer bu kadar yakın mı aslında?

Sonuç: Aralık ayından beri aklımda olan ama bir türlü cesaret edemediğim, ikamesini koyamadığım ya da geçici bir duygu durumuyla davranıp pişman olmaktan korktuğum şeyi yaptım. Terapist değiştirdim. Neredeyse bütün akşam süren bir yeme atağının ardından önümde üç seçenek vardı: Ya bakkala gidip bir paket sigara alıp oturup sigaraları yercesine içmek, ya uyuyakalana kadar ağlayıp ertesi gün sıkı bir diyete girmeye karar verip bir sonraki atağa davetiye çıkarmak ya da bu sorunun üzerine gitmek. Bodoslama, balıklama, neyse. Üçüncüye karar verdim, çünkü kendimden, böyle hissetmekten ve bu döngülerden çok sıkıldım. Yeme bozukluğu çalışan birini istediğime karar verdim, çünkü kontrolden çıktığını düşünüyordum. EMDR denemeye karar verdim, çünkü neden olmasın? Konuşma terapisiyle bir alıp veremediğim olduğundan değil. İki senede bana olağanüstü şeyler kattı; son seanslarda bile bakmanın aklıma gelmediği perspektifler, kendime daha sadık kalmamı sağlayacak sorular kazandırdı. Bunlar sayesinde birçok sağlıksız savunma mekanizmamı geride bırakabildim. Belki bir müddet EMDR denedikten sonra döne de bilirim, bilmiyorum. Ama sıklıkla tıkandığımı hissetmeye başlamıştım, uzun zamandır. Sürekli aynı labirentte dönüp dolaşıyormuşum gibi. Olanları daha net görebilir o yüzden daha iyi konuşabilir ve anlayabilir hale geldim ancak bazen işleyemeyecek kadar boğulduğum için sistemim ya kısa devre yapıyormuş ya da kapanıyormuş gibi. Farklı bir stratejiye ihtiyacım olduğunu düşündüm: sadece duygularımı ve düşüncelerimi masaya yatırmakla kalmayıp bunların fizikselliğini de göz önünde bulunduran bir stratejiye. 

Henüz birkaç seans oldu olmadı. Bugün güvenli yer çalışmasını yaptık. Rüyalarımda ne zaman görsem kendimi huzurlu hissettiğim, aynı şekilde meditasyon yaparken de bazen gittiğim bir yeri gözümde canlandırdım. En sonunda gerçekten kahkaha atmaya başladım, kendimi olağanüstü bir neşede ve güvenlikte hissettim. Sanki içimde tıkanık bir yerler gerçekten açılmış ve bir şeyler akmaya başlamış gibi. Bütün akşam da onun büyüsüyle geçti. Aylar önce satın aldığım ama asla başlayamadığım şan dersinin başından iki saat kalkmadım, bir yandan başka şeyler araştırdım. Uzun zaman ardından bir anda aklımda çalan bir melodiyi mırıldanarak ses kaydına aldım, belki bir iki aya notaya dökebileceğimi de düşünerek. Şu anda bu akşamın ikinci blog yazısını yazıyorum, ki ilkinin iyi olmadığını düşünmeme rağmen yayınlamaktan geri durmadım çünkü yazmış olmak benim için yeter de artar bile. 

Meditasyon pratiği geliştirmek istiyorum, hem EMDR sürecine de katkısının büyük olacağını biliyorum. Ve önceki terapi veya iyileşme sürecimin bazı bakımlardan benim için eksik olduğunu daha net idrak edebildiğimden beri kendimi destekleyecek yeni alanlar da açmaya çabalıyorum. Örneğin sonunda müzik konusunda bir adım attım ve bu hafta piyano dersine başlıyorum. Başlangıç seviyesinin üç ayda tamamlanabileceği söyleniyor, bakalım. Belki şan dersi de alabilirim çevrimiçi derslerin ardından, şu an bilmiyorum. Diğer yandan seramik kursuna da yazılmaya karar verdim, ilk ders yarın olacak. Her ikisi de biraz psikomotor becerilerimin üzerine eğilmek için denemek istediğim şeyler. Piyanoda daha kendimi ifade edebilmeye yönelik bir arzum da var tabi: şarkılarımı besteleyebilmek, çalabilmek, söyleyebilmek istiyorum. Ama seramik kursundaki amacım tamamen fiziksel: ellerimin arasında şekil alan toprağı hissetmek, bir fikri yaratıma dönüştürmek kaygısı olmaksızın, kayıtsızca ortaya bir şey çıkarabilmek istiyorum. Tıkanmanın açılmasında bu planların da etkisi vardır mutlaka.

Uzun zamandır bana iyi gelecek şeylerin peşinde, bir arayıştayım. Bazen daha azimle bazen daha sallapati. Geri dönüp baktığımda kat ettiğim mesafe öyle mühim ki benim için, çok güzel de. Sadece bu mesafeyi gelebilmiş olmak değil, yaşanan zorluklarla bir bütün olarak o süreç de. Ama bakışımı önüme çevirmeliyim. Belirsizlikle barışmak istiyorum. Cevaplara sahipmişim, değilmişim - önemli olanın bu olmadığının idrakinde yaşamak istiyorum. Yaşamı kana kana içmek, damarlarımdan o canlılığın vücudumun her köşesine yayıldığını hissetmek istiyorum. Gözlerimde kıvılcımlarla dünyaya bakmak, bacaklarımda kuvvetle dünyada yürümek, göğsümün sınırlılığına inat dünyayı içime çekmek istiyorum. Ancak o zaman ölebilirim.





To Be Read At The Opening of D.P.S. Meetings:

“I went to the woods because I wanted to live deliberately, I wanted to live deep and suck out all the marrow of life. To put to rout all that was not life, And not, when i came to die, discover that i had not lived.

Henry David Thoreau


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

act I

-act i- she enters the stage, leans on the piano.  - i've been trying to imagine how this is gonna turn out but it's not going to be...