bir gün bir adaya düşsem seni asla yanımda götürmem zebercet, asla, asla, anlıyor musun?
a s l a .
delirmişsin sen. aynı duvarlara baka baka. aynı duvarlarda giderek büyüyen is lekelerini, vişneçürüğü püsküllü perdeyi her yıkayıp astığında giderek daha çabuk saran rutubet kokusunu, ellerini saran çay buğusunu dünden bugüne ayırt edemez olmuşsun. ben de edemem, astigmatım zaten. ama tutup böyle diye yanıma da almam seni. ne nane yemeye seninle bir günde doğmuşum, senin gibi değilim ki ben, hiç de değilim. gecenin bir vakti sormam köprüden suya kavuşan amcam o gün mü ulaştıydı olanakların sonuncusuna diye. aman be, gebercet değil misin, çocuk bile demiş işte.